Medyada son zamanlarda Bingöl’e düşen meteoritlerle ilgili bir çok haber yapıldı. Bu haberlerin içinde her ne kadar doğru bilgiler olsa da yanlış bilgiler daha ağır basıyor. Bu nedenle Kozmik Anafor olarak konu ile ilgili doğru bilimsel bilgileri öğrenmek ve okurlarımızın konu hakkındaki merakını gidermek için Sarıçiçek Meteoru Konsorsiyumu baş araştırmacısı Doç.Dr. Ozan Ünsalan ve araştırmada görev alan Fizik Yüksek Lisans öğrencisi Ersin Kaygısız ile bir röportaj yaptık.
Sarıçiçek meteoriti ile karşılaşmamız ve ardından ekibinizin olaya müdahil oluşunu özetleyebilir misiniz?
Ozan – Meteor Bingöl’ün Sarıçiçek ilçesine
2 Eylül 2015 tarihinde, saat
23:10 civarı düşmüş. Olayla ilgili olarak
TÜBİTAK aranmış ve Murat Parmaksızoğlu‘na ulaşılmış, Murat bey ise bana ulaşıp bilgi verdi. İnternetten Bingöl’deki olayla ilgili kayıtları araştırdım, yöre halkıyla yapılan röportajları gördüm. NASA’dan
Peter Jenniskensde bana elimde örnek olup olmadığını sordu fakat henüz
Bingöl’e gitmemiştik. Haber ajansı vasıtasıyla ulaştığım, yöre halkından Nezir Ergün, İstanbul Üniversitesi’ne bana,
27 gramlık bir örnek gönderdi. Ben de bu örneğin fotoğrafını Peter’a yolladım, daha sonra örneği onun bulunduğu yer olan
NASA-SETI‘ye yolladık. Bu şekilde inceleme başlatıldı ve
Sarıçiçek Meteoru Konsorsiyumuoluşturuldu.
Daha sonra Peter, benimle görüşmek ve planlama yapmak için İstanbul’a gelmeye karar verdi. Bu sırada
Bingöl Üniversitesi de konuya ilgi duymaya başlamış ve köye ulaşarak bazı örnekler toplamışlar.
Bingöl Üniversitesi Fizik Bölümü başkanı Prof.Dr. İskender Demirkol ile temasa geçip bilgi verdik. 28 Eylül’de Bingöl’e gittik ve 200’ün üzerinde kamera kaydı inceledik. Önünden meteor geçtiği tespit edilen kameraların önünden de fotoğraflama yaptık nereden geldiğini canlandırabilmek için. Üç boyutlu olarak her tarafı çekiyorsunuz, akşam yıldız görüntüleri çekiliyor, yıldızların hangi konumda olduğunu belirliyorsunuz ki, meteor geçtiğinde hangi taraftan geldi, hangi takım yıldız tarafındaydı bunları öğrenelim. 3 Ekim’de ise 20 kişilik bir ekiple yaklaşık
40km’lik bir alan taraması yaptık, örnekler bulduk. Ardından 4 Ekim’de İstanbul’a dönüş yaptık.
Alan taramasında uzman olmayan kişiler de var haliyle ve siz oraya gitmeden önce bir çok kişi meteorit bulmuş durumda. Olayla ilgili bilinç düzeyi nasıl, mesela bir olaya tanık olduğumuzda ve meteorit bulduğumuzda ne yapmamız gerekiyor?
Ozan – Hep beraber geziyoruz tabii, kimin hoca olduğu belli değil. Meteorun gittiği yörüngeyi düşünün, buna dik doğrultuda tarama yapıyorsunuz, S çizebilirsiniz, U çizebilirsiniz, saçılma alanı belirlenmeye çalışılıyor. İpe dizilerek tarama yapıyorsunuz fakat tabii insanlar sonradan açılmaya başlıyorlar. Bulunan meteoritleri tartıyorsunuz, konumunu alıyorsunuz ve bulan kişinin fotoğrafını çekiyorsunuz. Koordinatları, geliş doğrultusunu ve saçılma alanını bulabilmek için gerekli. Kayıtlı olarak bulunan 245 parça var şu an. Meteorit bulduğunuzda alüminyum folyo ile tutmanız gerekiyor. Yoksa eldeki dokular, yağlar kirler hepsi meteoritin yüzeyine bulaşıyor. Karbon, Hidrojen, Oksijen ve Azot’tan oluşan organik bileşenlere rastlayınca hopluyorsunuz yerinizden, yaşamın temeli bunlar, diyorsunuz ki ohh buldum, halbuki onlar sizden veya Mehmet efendiden oraya bulaştı. Aminoasit bulaşmış, ooo diyorsunuz aminoasit bulduk, yaşamın yapıştalarını bulduk. Kontamine olmuş yani meteorit, zarar vermişsiniz. Meteoritten ise size bir zarar yok.
Radyasyonu soruluyor. O kadar düşük radyasyonu var ki, etrafınızdaki normal taşlar onlardan daha radyoaktif. Siz bunu analiz etmek istiyorsunuz mesela, ne kadar radyasyonu var diye, İtalya’da eski bir madenin 3 km altında analizini yapıyorlar etraftaki radyasyondan soyutlamak için. Cep telefonunun yanınayken ölçmüyoruz yani. Biz meteoriti bulduysak eğer, alüminyum folyo ile alıp cam kavanoza, içine nem tutucu küçük bir torba ile birlikte koyup kapağını kapamamız gerekiyor. Mıknatıs falan tutmayacağız mesela, çünkü kendi manyetik alanı varsa, siz onu değiştirmiş olursunuz. Dolayısıyla, manyetik özellikleri incelenemez. Köylüler elliyorlar mesela, alüminyum folyo ile alınacağını bilmiyorlar. İlk 186 örnek böyle bulundu. Ondan sonra bizim bulduğumuz 15-16 örnekte sıkıntı yok. Ama bilinç oluştu. Çoğu artık alüminyum folyo ile alıyor.
Ersin – Alüminyum mümkün olduğu kadar az etkileşmeyi sağlayan bir madde. Bezle almaya kalksanız, onun sterilizasyonu belli değil. Tabii alüminyum folyonun da içine dokunmadan meteoriti koymak lazım. Hava ile teması kesiliyor, Güneş ve UV ile de teması kesiliyor, yüzeye gelen sıcaklığı da yansıtıyor. Düştüğü yerde toz toprak var. Meteoriti alırken bulunduğu yerdeki toprağın da örneğini alıyorsun yanlış ölçüm yapmamak için. Bazı meteoritler bulaştığı şekliyle korunuyor.
Bir çok kisinin bu olay ile Turkiye’de meteorit çalışmaları da yapıldığından haberi oldu. Türkiye’de meteorit araştırmaları ne zamandan beri yapılıyor, biraz bahsedebilir misiniz?
Ozan – 1964 yılında düşen Çanakkale meteoritini ve daha sonra 1961 yılında Eskişehire düşüp 1967 yılında incelenen Kayakent meteoritini Ege Üniversitesinden Prof. Dr. Abdullah Kızılırmak inceliyor ilk kez. Kendisine Türkiye’deki meteorit biliminin kurucusu diyebiliriz. 4 Aralık 2015’te de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda Abdullah Kızılırmak anma toplantısı var, biz de orada olacağız. Daha sonra Mehmet Emin Özel geliyor; meteor çarpma kraterlerinin uydu görüntüleriyle aranması çalışmaları yaptı. Kraterlerin hangileri meteoritler tarafından oluşturulmuş veya hangileri meteorit sonucu oluşan krater değil bunları tespit ediyordu. Çarpma kraterleri envanteri çıkarmaya yönelik bir çalışma yani. Fethiye ve Didim meteoritlerinin mineralojik analizleri yapıldı, yakın zaman içerisinde ise 2012’de yine Çanakkale meteoritinin bu sefer ayrıntılı olarak kimyasal ve fiziksel yapısına yönelik çalışmalar oldu. Uzaktan da olsa sınıflandırıldı. Şimdiki olayda ise ekibimiz 34 kişi. Meteoriti her boyutuyla; fiziksel-kimyasal özelliklerini ve yörüngesini incelemekteyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder